Yazgı Üzerine
Zeki Demirkubuz’un “Karanlık Üstüne Öyküler” başlıklı üçlemesinin ilk filmi “Yazgı”, insanların eylem içerisinde var olduğu günümüzde, eylemsizliğiyle dikkat çeken anti-kahraman “Musa”nın sıradışı yaşamını anlatıyor.
Yazgı, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Zeki Demirkubuz’a “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran film. Demirkubuz’un “Karanlık Üstüne Öyküler” üçlemesinin ilk filmi olan Yazgı, Albert Camus’nün “Yabancı”sından Türkiye gerçeğinden hareketle yapılan bir uyarlama. Daha önceden yine bir Demirkubuz filmi olan “Üçüncü Sayfa”da da izlediğimiz Serdar Orçin; Deliyürek ve Vizontele’deki oyunculuğundan tanıdığımız Zeynep Tokuş; Engin Günaydın ve Demir Karahan filmin başlıca rollerini paylaşıyorlar.
Filmde, gümrük muhasebecisi olarak çalışan Musa’nın (Serdar Orçin) sıra dışı yaşam öyküsü anlatılıyor. Hayattan hiç beklentisi olmayan Musa, karşı karşıya kaldığı birçok olayda, diğer kişilerden farklı tepkileriyle dikkat çeker. Örneğin, çok sevdiği annesinin ölümünü aldırmaz bir tavırla söyler, çalışma arkadaşlarına. Hatta bu ölüme sevinir bile. İşyerinden bir kızın (Zeynep Tokuş) evlenme teklifine kayıtsız bir şekilde “evet” derken, sonrasında patronu ve karısı arasındaki ilişkiyi keşfettiğinde verdiği tepki de beklenenin uzağındadır. Popüler kaygılar karşısında ödün vermemesi, ‘derin’ konulara eğilmesi, her filminde mutlaka görünmesi gibi tipik özellikleriyle, izleyicisi tarafından ‘kod’ları bilinen bir Zeki Demirkubuz sinemasından bahsetmek mümkün. Özellikle Antalya’da izlediğimiz ve birbirini bütünleyen “üçleme’nin iki filminden “Yazgı” ve “İtiraf”ta, yoğunlaştırılmış bir felsefi arka plan bulmak mümkün. Karakterler, biraz da bu arka planın temsilcisi olmaları bağlamında değer kazanıyorlar Zeki Demirkubuz sinemasında. Yazgı’nın Musa’sı (Serdar Orçin) için de bunlar geçerli kriterler.
Demirkubuz, “Yazgı”da çok temel bir durum ve duruşu sinemaya taşıyor: Eylem ağırlıklı bir hayatın örgütlendiği, insanların eylem içinde kıymet kazandığı günümüzde, eylemsizliğin de bir değer olabileceği gerçeğini. Bir gümrük muhasebecisi olan Musa’nın sıklıkla kullandığı “Fark etmez” kelimesi, aslında bu eylemsizliğin en güzel ifadesi olsa gerek. Musa’nın ev, iş ve aşk yaşamındaki kayıtsızlığı ve yoğun bir yalnızlığın içerisinde durumdan haz alır hali, her ne kadar ona diğer karakterlere göre bilge bir konum kazandırsa da trajik bir halden pek de uzak görünmüyor. Musa’nın ‘eylemsizliği’, etrafındaki diğer karakterlerin ‘eylem’lerini de anlamsızlığa mahkum ediyor. İkiyüzlü ilişkilerin yaşandığı bir dünyanın eşiğinde bilinçsizce (ya da bilinçli bir eylemsizlikle) duran Musa’nın etrafında, girmeyi reddettiği kirli bir yaşam hüküm sürüyor. Aslında bu kontrastta, Demirkubuz’un yapmak istediği de “eylemin anlamsızlığı”nı anlatmaktan başkası değil.
Felsefi arka plana güçlü göndermeler içeren bir film, “Yazgı.” Demirkubuz, filmde, düşünce planında yakaladığı derinliği, sinemanın imkanları açısından görsel metafor zenginliğine ulaştıramamış. Bu bağlamda “Yazgı”yı, izleyici açısından sinema tadını da alabileceği bir film olarak düşünmek zor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder